2004 yılında Avustralya’da bir grup acil servis hekimi, birbirinden bağımsız gibi görünen fakat tuhaf bir ortak noktaya sahip hastalarla karşılaşmaya başladı. Genç ve görünürde sağlıklı bireyler, açıklanamayan, şiddetli ve yineleyici kusmalarla başvuruyor, standart antiemetik (bulantı giderici) tedavilere yanıt vermiyor ve ilginç bir şekilde yalnızca sıcak duş almakla geçici rahatlama sağlıyorlardı. Yakından bakıldığında bu hastaların hepsinin ortak bir özelliği daha vardı: Kronik ve yoğun esrar kullanımı. Allen ve arkadaşları bu gözlemleri bir araya getirerek literatüre yeni bir hastalık tanımı kazandırdılar: Kannabinoid Hiperemesis Sendromu (CHS).
Başlangıçta sınırlı bir fenomenden ibaret olduğu düşünülen bu durum, esrar kullanımının küresel çapta patlama yapmasıyla birlikte acil servislerin sık karşılaştığı bir tablo haline geldi. Ve bu hikâye, tıpkı birçok madde bağımlılığı hikayesinde olduğu gibi, başlangıçta “doğal” görünen bir alışkanlığın vücutta nasıl paradoksal bir yıkıma dönüşebileceğini gösterdi.
CHS, esasen sindirim sistemi ve otonom sinir sistemi üzerinde etkili olan, döngüsel bir hastalıktır. Klinik tabloyu anlamak için üç temel evreyi bilmek gerekir:
Prodromal evre, haftalar hatta aylar boyunca sürebilir. Bu dönemde hastalar sabahları hafif mide bulantısı yaşar, zaman zaman epigastrik bölgede (mide üstü) ağrı benzeri rahatsızlık hisseder ve yemek yedikten sonra mide dolgunluğu, karın krampı gibi nonspesifik şikayetler bildirebilir. İlginçtir ki hastaların çoğu bu dönemde esrar kullanımını azaltmak yerine artırır. Çünkü esrarın bulantıya iyi geleceğine inanırlar. Ancak bu davranış, hastalığın ilerlemesine zemin hazırlar.
İkinci evre olan hiperemezis evresi, CHS’nin asıl klinik yüzünü gösterdiği dönemdir. Bu fazda hastalar günde onlarcaya kez varan sayıda kusar, neredeyse hiçbir sıvı veya besin alamaz hale gelir. Şiddetli kusma atakları ile birlikte genellikle epigastrik ağrı da tabloya eşlik eder ve bu ağrı, ataklar sırasında yaygın karın ağrısına dönüşebilir. Aynı zamanda otonom sinir sisteminin etkilenmesiyle birlikte taşikardi (kalp hızında artış), terleme, hipertansiyon, sıcak basmaları, titreme gibi sempatik aktivasyon bulguları da sıklıkla izlenir. Kusmalar o kadar yoğun ve zorludur ki bazı hastalarda yemek borusunda yırtılmalar (Mallory-Weiss sendromu) veya çok nadiren hayatı tehdit eden yemek borusu perforasyonları (Boerhaave sendromu) görülebilir.
Ve tam bu noktada, CHS’yi diğer kusma sendromlarından ayıran en çarpıcı fenomen devreye girer: Sıcak duşla rahatlama. Hastalar adeta sıcak suya saplantılı bir şekilde bağlı hale gelir. Çoğu hasta, 40-43°C sıcaklıklardaki uzun banyolarla bulantılarının belirgin şekilde hafiflediğini belirtir. Bazıları o kadar sık ve uzun süre duş alır ki, vücutlarında sıcak su yanıklarına benzeyen kızarıklıklar oluşur. Ancak bu rahatlama geçicidir; hasta suyun dışına çıktığında semptomlar hızla geri döner. Yine de sıcak duş davranışı, CHS’nin tanısında oldukça güçlü bir ipucu sunar. Çünkü bu kadar spesifik bir rahatlama paterni, pratikte başka pek az hastalıkta görülür. Sıcak duş davranışının olmamasıysa hastalığın tanısını dışlamaz. Çünkü bu davranışın tüm hastaların yüzde onunda gözüktüğü düşünülmektedir.
Üçüncü ve son evre olan iyileşme evresi, esrar kullanımının kesilmesiyle başlar. Eğer hasta tamamen esrarı bırakırsa, birkaç gün içinde kusmalar durur, bulantı kaybolur ve hasta yavaş yavaş ağızdan beslenmeye başlar. Bu dönemde iştah normale döner, kaybedilen kilo toparlanır ve fiziksel iyilik hali yeniden kurulur. Ancak kritik nokta şudur: Eğer hasta iyileşme evresinde yeniden esrar kullanmaya başlarsa, hastalık bir süre sonra (genellikle haftalar içinde) yeni bir atakla geri döner. Her tekrarda hastalığın daha ağır, daha şiddetli seyrettiği gözlemlenmiştir.
CHS’nin gelişimi için temel risk faktörleri arasında uzun süreli (genellikle birkaç yıl) ve günlük düzeyde esrar kullanımı yer alır. Ayrıca, yüksek THC içeren konsantre ürünlerin (dab, wax gibi) kullanımı riski belirgin şekilde artırır. Bununla birlikte, ağır psikolojik stres, düzensiz yaşam tarzı ve diğer madde kullanımları da tetikleyici faktörler arasında sayılmaktadır.
Tedavi noktasında, CHS’nin kalıcı çözümü yalnızca esrar kullanımının tamamen bırakılmasıyla sağlanabilir. Akut atak yönetiminde intravenöz sıvı replasmanı ve elektrolit dengesi sağlanmalıdır. Ancak klasik antiemetikler (bulantı gidericiler) çoğunlukla yetersiz kalır. Bu yüzden özellikle haloperidol gibi dopamin reseptör blokörleri, inatçı kusmaların tedavisinde ön plana çıkmaktadır. Son yıllarda topikal kapsaisin kremi uygulamaları da, sıcak duşla sağlanan rahatlamanın farmakolojik bir karşılığı olarak CHS yönetimine dahil edilmiştir.
Sonuç olarak, Kannabinoid Hiperemesis Sendromu, modern çağın artan esrar tüketimi ile birlikte tıp dünyasında yeni yeni tanımlanan ve ciddiyetle ele alınması gereken bir klinik tablodur. Esrar hakkında son yıllarda giderek artan “doğal” ve “masum” imajı, CHS ile birlikte başka bir sınava daha tabi gibi gözüküyor.
Bağımlılıkla Alakalı Diğer Yazılarım İçin Tıklayın
Referanslar
- Gajendran M, et al. A Comprehensive Review and Update on Cannabis Hyperemesis Syndrome. (2024)
- Allen JH, et al. Cannabinoid hyperemesis: cyclical hyperemesis in association with chronic cannabis abuse. Gut. 2004
- Simonetto DA, et al. Cannabinoid hyperemesis: A case series of 98 patients. Mayo Clin Proc. 2012
- Venkatesan T, et al. Cyclic vomiting syndrome vs. cannabinoid hyperemesis syndrome. Neurogastroenterol Motil. 2019
- Habboushe J, et al. Cannabinoid hyperemesis syndrome survey and genomic investigation. Cannabis Cannabinoid Res. 2022
- Richards JR, et al. Treatment of cannabinoid hyperemesis syndrome in the emergency department: A systematic review. Acad Emerg Med. 2024
- Perisetti A, et al. Cannabis in gastrointestinal disorders. J Clin Gastroenterol. (Review)
- Cheung E, et al. Case of cannabinoid hyperemesis syndrome in an adolescent. J Adolesc Health. 2018
