Yitirmek

Canım sıkkın. Ruhum, son bir kaç gündür, geçtiğimiz aylar boyunca yitirdiğim şeylerin azabı içinde. Bu durum bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce, tam olarak 19 Ekim 2022; 18:31’de, katlanılamaz noktaya çıktı. İyi ki de çıktı, sanırım.

Ruhumu kıvrandıran azap, hasta yatağımdan kaldırarak bana yitirdiğim şeyleri geri alabileceğim ve kendisini de ne yazık ki yitirdiğim şeyi geri verdi: Motivasyon! Son aylarda büyük bir motivasyon kaybına uğradım. Motivasyonsuzluğum öyle bir noktaya geldi ki tek sayfalık metinleri okuyamazken, saatlerimi beyinsizce Youtube’da, Twitter’da ve ekşisözlük’te beş para etmez içerikler tüketerek harcadım.

Sahip olduğum en değerli şeyi, Hoca Nasreddin’in kürkü misali üzerime giydiğim, sahip olduğum ve olacağım tüm mal varlığını bana verecek olan bilgi birikimimi yavaş yavaş kaybetmeye başladım. Bilgi birikimim derken sadece yetişkinlik hayatımda bana para kazandıracak, mesleğim icabı bilmem gereken daha da önemlisi rekabetin oluşacağı her alanda beni öne geçirecek olan teknik bilgiden bahsetmiyorum. Hobi olarak gördüğüm, düşünürken bana zemin ve perspektif veren, bulutların üstüne çıkan merdivenler olarak gördüğüm, insanı insan yaptığına inandığım; felsefe, neuroscience, tarih, sosyoloji gibi alanlarda entelektüel bilgi birikimimi de yavaş yavaş kaybettim ve kaybetmeye devam ediyorum.

İş öyle bir noktaya geldi ki aylarımı vererek saatlerce okuduğum; tüm düşüncelerini beyin haritama yazdığım Schopenhauer, David Hume gibi yazarları; onların düşüncelerini vasat bir şekilde açıklayamayacak kadar unuttum. Konusu geçer geçmez adeta bir film şeridi gibi aklımda canlanan tüm soyut tıbbi meseleler, yerini boşluğun verdiği rüzgarlara bıraktı.

Bilgi nankördür derler. Bunu bilmeme rağmen saatlerimi ayırarak, adeta bıçakla beynime kazıdığım bütün o bilgileri bu kadar çabuk unutunca motivasyonum daha da zedelendi. Aynı bilgi birikimine tekrar ulaşabilmek için aynı şeyleri yaparak harcayacağım saatler gözümde büyüdükçe büyüdü.

“Tekrar aynı bilgi birikimine sahip olmak için uğraşmalı mıyım; tekrar kaybetme ihtimalim bu denli yüksekse?” sorusu beni bir yol ayrımına soktu.

(Yazıyı buraya kadar okumuş herkesten rica ediyorum. Beni tanıyıp tanımadığınız önemli değil. Bu konuda fikirleriniz varsa lütfen benimle iletişime geçin)

Bütün bunlar olurken vicdanımda açılan yaranın acısını bastırmak için sığındığım bir liman da hep vardı: Kim olduğumu arıyorum. Amerika’da uzmanlık eğitimi alabilmek için 5. sınıfta nefes alamayacak kadar kendimi sıkıştırmamın ve İtalya seyahatimin de bunda etkisi vardı. Sınav süreci bittiğinde beynim yorulmuştu ve aynı çabayı aynı teknik bilgiler için devam ettiremeyeceğim aşikardı.

Hep kendime USA’de bir uzman olup kendimi maddi olarak güvenceye aldıktan sonra felsefeyle uğraşacağım diyordum. Sınavı geçtikten sonra bir süre tatil yaparak, kim olduğumu ve bu hayalimi sorguladım. En azından kendime bunu söylüyordum. Tatil uzadıkça uzadı ve ben motivasyonumu kaybettim. Bir şeyler üretme kapasitem çeyreğine kadar düştü.

Bu günse suratıma beni uykumdan uyandıracak tokadı vuran iki olay gerçekleşti:
-Warfarin denen ilacın etki mekanizmasını hatırlayamamak (ki adım kadar iyi bildiğim bu basit bilgiyi bilemediğim için iliklerime kadar aşağılanmış hissettim)
-Martin Eden okurken felsefeyle ilgili bahislerin geçtiği bölümde (Martin’in Oakland’deki işçi sınıfı entelektüelleriyle tanıştığı bölüm) bir zamanlar sular seller gibi iyi bildiğim, düşüncelerini tartıştığım, eleştirdiğim filozofların felsefi görüşlerine dair tek bir cümle söyleyememek.

Martin Eden’da bahsettiğim bölümü okurken başlayan ıstırap, bölüm boyunca giderek arttı, arttı, arttı… Bölüm sonuna geldiğimde önce düşündüm: Göğsümde yanan ıstırabın, öfkenin ve heyecanın ateşiyle bu kötü gidişe nasıl dur diyebileceğimi ve az önce bahsettiğim yol ayrımını düşündüm.

Kesinlikle entelektüel ve teknik bilgiye ve zekaya sahip olmak; gerçek bir insan olmak istiyorum. Bu konu tartışmaya kapalı. Bilgimi ve motivasyonumu kaybetmeme sebep olan şey benim saptadığım çeşitli etmenlerse şunlar:

-Etrafımda sürekli beni -tabiri caizse- gerizekalılaştıracak: Twitter, ekşisözlük, Youtube (ki youtube çok verimli şekilde kullanılabilir) gibi sosyal ağlara sahip olmam ve bunları zekasıca kullanmam. (Günlük sosyal medya kullanımım ortalama bir buçuk saatin üzerinde)
-Çevremde bu bilgilerimi kullanmaya zorlayacak türde ve donanımda arkadaşlarımın olmaması.
-Kafein, nikotin, müzik, sosyal bağıntılar gibi kapsül zevklere ulaşımımın kolaylığı ve kolay yoldan vücuduma haz verebilmem.

Bunlara geliştirdiğim çözüm yöntemleriyse şöyle:

-Zorunlu bir işim olmadığı müddetçe, önceden belirlenmiş saatler dışında, telefonu etrafımda tutmamak.
-Etrafımdaki insan kalitesini kendi yaratacağım kitap klüpleri tarzı şeylerle yükseltmek.
-Mutlak suretle müzik de dahil olmak üzere hızlıca hazza ulaştıran tüm eylemleri önceden planlanmış sürelere düşürmek.

Suratıma tokadı atmış olan Martin Eden belki de hayatımı değiştiren şeylerden birisi oldu. Saat 19.29. Neredeyse 1 saattir yazdığım, benim için anonim insanlarla paylaşarak aslında kendime yazdığım bir ahit, açık mektup niteliğindeki bu yazıyı redakte edip, yayınlayıp, doğrudan sosyal medya hesaplarımda paylaşacağım. Bu saatten sonra da şu an içimde yanmakta olan verimli bir şeyler üretme motivasyonu umarım her zaman devam eder.

Saygılarımla.
Mustafa Emrecan ULUDAĞ